ABD, şu günlerde dünya futbolunun merkezi konumuna geldi. Ancak, Amerikalıların bu spora olan ilgisi her zaman tartışmalı bir konu oldu. Özellikle Amerikan futboluna duyulan yoğun ilgi, tarihsel bazı detaylarla birleşiyor.
Futbolun ilk adı “soccer” olarak biliniyordu. Amerikalılar, geleneksel futbola karşı mesafeli bir tutum sergilemişti. Hikaye, 1800’lerin sonlarında İngiltere’de başlıyor. Futbol kuralları belirlenirken, ragbi ile karışmaması için “association football” adı verilmişti. Gençler, bu terimi kısaltarak “soccer” kelimesini türetti.
Amerikalıların “Amerikan futbolu” dediği oyun, aslında klasik futbol kökenliydi. Amerika’ya göç edenler, futbolu fazla kurallı bulup sert bir oyun arayışına girdiler. Sonuçta, yeni bir oyun ortaya çıktı ve Amerikan futbolu toplumsal bir fenomen haline geldi.
19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında Avrupa’dan gelen İngiliz ve İskoç göçmenler, Amerika’da futbol oynamaya başladıklarında yerli Amerikalılardan sert bir muhalefetle karşılaştılar. Yerli halk, bu yeni gelenleri “yabancı” ve “anarşist” olarak damgalayarak futbol oynamalarını istemedi.
O dönemde beyzbol, vatanseverliğin bir simgesi olarak görülüyordu. Bu nedenle, eski Amerikalılar, futbol sahalarına baskınlar düzenleyerek göçmenleri tehdit ettiler. Bu çeteler, futbolu “göçmen eğlencesi” olarak nitelendirerek futbolu dışladılar.
Bununla kalmayıp, eski Amerikalılar, Amerikan futbolu için sahte bir tarih de yarattılar. Spor malzemeleri üreticisi Albert Spalding, futbolun kökenini Amerikan İç Savaşı’nda savaşmış bir general olan Abner Doubleday’e atfederek, oyunu vatanseverliğin bir sembolü haline getirdi.
Ayrıca, Amerikan yerlilerinin “tewaarathon” isimli oyununu da sahiplenmişlerdi. Fransızlar, bu oyunu “lacrosse” adıyla yeniden adlandırarak kendilerine mal ettiler. Bu oyun, günümüzde prestijli üniversitelerde oynanan bir sporun kökenini oluşturuyor.
